ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ

ORADA BİR OKUL VAR...


Geçen yıl, Etiyopya’da kesilen kurbanlar dağıtılırken yılda bir kez et yiyebilen insanlar; “Seneye yine gelecek misiniz?” diye sorduklarında arkadaşlarımız “evet” diyerek bir manada söz vermişlerdi. Biz de IBS olarak verilen bu sözü yerine getirmek üzere, 2008 eylül ayında kurban faaliyetlerinin ön çalışmaları için Etiyopya’ya gittik.
Kurban faaliyetlerimizi yoksulluğun daha çok olduğu güney kesiminde yapmayı hedeflemiştik. Başkent Addis Ababa'dan  on saat süren bir araba yolculuğundan sonra ancak bölgeye varabildik. Karşımıza daha önce hiç emsaline rastlamadığımız, adeta hiçliğin hakim olduğu, fakir bir bölge çıktı. Neler gerekli diye sorarsanız eğer, size kısaca iğneden ipliğe kadar her şeyin ihtiyaç duyulduğu bir yer derim. Ayrıca bu eyaletin nüfusu 20 milyon ve % 90'dan fazlası müslüman.

Bölgeye ulaştığımızda  halk bizi çok sıcak karşılayarak, nasıl ağırlayacaklarını bilemez durumdaydı. Bu arada işbirliği yapacağımız yerel temsilcilerin eğitim hizmetleri de yaptığını öğrenmemiz bizi çok mutlu etti. Çünkü derneğimiz; insanın eğitimini ve eğitimli bir nesil yetişmesini asıl amaç görmektedir. Bu kuruluşun, 32 farklı bölgede ilköğretim ve lise dengi resmi okulları olduğunu öğrenince, bu okulları ziyaret etmek istediğimizi söylediğimizde bize inanmadılar. Çünkü bugüne kadar gelen birkaç gönüllü kuruluş temsilcileri otelden dışarı dahi çıkmadan bir süre şehirde kalıp sonra da bölgeden kaçar gibi uzaklaşmışlar. Samimiyetimiz ve hizmet niyetimizi anlamalarıyla bize olan bakış açıları da birden değişti.
Ertesi gün sabah erkenden yola çıkarak, üç saat sonra ilk ziyaret edeceğimiz okula vardık. Okulu görünce çok şaşırdık bu kadar acı bir manzara ile karşılaşacağımızı beklemiyorduk. Bir gün içinde sadece üç okul gezebildik ve gördüğümüz manzara birbirinden farklı değildi.

Sözde adına okul denilen binalar tek katlı, duvarları çamur ve tezek ile sıvalı, penceresiz, yerler ise topraktı. Sıraların çoğu odundan yapılmış ve en az dört çocuk oturuyordu. Önlerinde ne kitap, ne defter, ne de din derslerinde okudukları Kuran- Kerim vardı. Genelde üç dört  öğrenci bir kitabı veya önlerindeki bir parça Kur’an’ı okuyorlardı. Bu okul, 1600’ü sabahçı, 1600’ü  öğlenci olmak üzere toplam 3200 öğrenciye sahipti. Kıyafetleri ise eski, yamalı ve bedeni uymayan elbiselerdi. Ayaklarda plastik terlik, kiminde bu bile yoktu. Öğrencilerin bir çoğu yetim, diğerleri ise yedi sekiz kardeşti. Müdür odası ise eski bir masa ve okul arşivini koydukları ağaçtan yapılmış raflardan oluşmaktaydı. Hele öğretmenler odası ise resmen viraneyi andırıyordu. Talebeler ibadetlerini okulun önünde bulunan ot ve toprak alanda yapıyorlardı. Yere çaktıkları kazıklarla belirledikleri sınırın içini, mescit olarak tespit etmişler ve ayakkabılarını kazıkların dışında çıkartıyorlardı. Tuvalet ve abdest yerlerini ise anlatmaya sanırım gerek yok.

Daha acısı ise; bu ilkel şartlardaki okula imkânsızlıktan dolayı çevre köylerden onbine yakın talebeyi alamadıklarını söylemeleri oldu. Bizi en çok şaşırtan şey ise, bu şartlar altında verilen eğitimin kalitesiydi. Hem fenni, hem dini dersler cefakâr öğretmenler tarafından en yüksek seviyede veriliyordu. Birçoğu ilk defa beyaz bir insanı görmüş ve dokunmuş olan öğrencilerin, biz okuldan ayrılırken, etrafımızda pervane olmaları halen gözümüzden gitmedi. Çünkü birçok yetimin başı belki ilk defa okşanmıştı.