ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ

PAKİSTANLI DEPREMZEDELERE YARDIM!


İstanbul Uluslararası Kardeşlik ve Yardımlaşma Derneği (IBS) II. Başkanı Ömer Güzelyazıcı ile Pakistan'a Yardım Faaliyetlerini Konuştuk...

Pakistan Yardım Bekliyor

Geçtiğimiz günlerde Pakistan’a bir ziyaretiniz oldu. Tekrar da gideceğinizi biliyoruz. Öncelikle ilk ziyaretiniz hakkında bilgi alabilir miyiz?

Güzelyazıcı: Amacımız, oradaki insanlara yardım götürebilmek, acil ihtiyaçlarını karşılayabilmekti. İslamabat’ın yaklaşık 200 km. kuzeyinde Balakot denen bir bölgeye gittik. Burası depremde en fazla zarar gören yer. Aslında depremin ağır hasar verdiği iki yer var. Birisi Pakistan sınırları içerisinde Balakot bölgesi, diğeri de yine Pakistan idaresi altında Hür Keşmir sınırları içerisinde Muzafferabad ve Bağ bölgeleri.

- Depremden ne kadarlık bir alan etkilenmiş?

- Zarar gören aşağı yukarı 100 kilometre çapında bir daire. Evsiz kalan insan sayısı 3 milyon 300 bin. Keşmir siyasi olarak kritik bir bölge olduğu için insanlar daha ziyade oraya gidiyorlar. Daha evvelden fukaralık meselesinden dolayı yardım götürüldüğünden deprem yardımları da buraya teksif olmuş. Pakistan’ın daha iç bölgelerindeki ağır hasar uğrayan bölgelere biraz ilgisiz kalınmış. Biz bu ilgisiz kalınan bölgelerden birisi olan Balakot’a yoğunlaşmayı planlıyoruz. Balakot bölgesi tamamen tahrip olmuş bir kasaba. Çok kötü şartlar altında yaşıyorlar. Çadır yok, battaniye yok. Hem BM, hem Pakistanlı yetkililer tescil edilmiş 84 bin ölüden bahsediyorlar. Bu sayının kış boyunca soğuk ve hastalıklar nedeniyle ikiye katlanabileceğini düşünüyorlar. Çok mikroplu bir ortam olduğu için ciddi tetanos tehlikesi var. Biz oradayken İslamabad hastanelerinde tetanostan otuz kişi hayatını kaybetti. Acil tedavi dışında bu hastalıktan muzdarip olanların yaralarına bakılamıyor. Bu yüzden ciddi miktarda tetanos aşısı götürmeyi planlıyoruz. Ayrıca hem bu bölge, hem de yüksek bölgelerden aşağıya inemeyen insanlar için kamplar kurmak istiyoruz. Mesela kuracağımız kamplardan bir tanesi yaklaşık 1500 metre yükseklikte. Buradaki halkı kış boyunca elimizden geldiği kadar muhafaza altına almak istiyoruz.

- Uluslararası kamuoyunun ilgisi hangi seviyede?

- Biliyorsunuz biz Tsunami felaketinde de yardım faaliyetlerine katıldık. Orası ile mukayese edildiğinde buraya yönelik uluslararası ilginin hiç mesabesinde olduğu söylenebilir. Sadece Salvation Army gibi bazı ABD kuruluşlarının faaliyetleri var. Birkaç Endonezyalı ve Malezyalı kuruluşa rastladık. Bizim Türk kuruluşların çok faal olduğunu gördük. Hem Türk Kızılay’ı, hem de IHH, Deniz Feneri ve IBS gibi sivil toplum teşkilatları canla başla çalışıyorlar. Pakistan’ın kendi teşkilatları ve İngiltere’de yaşayan Pakistanlıların kurmuş oldukları Muslim Hands, Helping Hands gibi yardım kuruluşları da var. Biz oradayken Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi ve Ürdün Kraliçesi geldiler. Diğer Arap ülkelerinden de gelip gidenler oldu ama ciddi bir yardım gelmedi. Yalnız Birleşik Arap Emirlikleri’nin büyük bir gayreti var. Buradan gelen askerler Balakot’ta çok güzel bir askeri bir hastane kurmuşlar.

- Şu ana kadar IBS ne tür yardımlar yaptı?

- Yedi tır yardım malzemesi götürdük. Tabii bunu hem Türk, hem de Pakistan devleti ile koordinasyon içerisinde sevk ettik. Bunların içerisinde 10 bine yakın battaniye, bin küsur insanı barındıracak bir çadır kent ve önemli miktarda gıda maddesi vardı. Bundan sonraki yardımlarda hem ayni hem de nakdi yardımların dışında çadır temini için uğraşacağız. Çünkü şu an en temel ihtiyaç çadır. Pakistan hükümeti, ülkede üretilen tüm çadırlara el koymuş durumda. İnsanların ihtiyaçlarına kendisi cevap vermek istiyor. Çadır en acil ihtiyaç. Ayrıca battaniye temin etmeye çalışacağız. Hedefimiz insanların önümüzdeki kışı salimen geçirmelerini temin etmek. Depremin olduğu yerler, dünyanın en soğuk bölgelerinden Himalayaların olduğu yerler. Mart, Nisan aylarına kadar buradan en azından bir bölgeyi himayemiz altına alıp insanların asgari kayıpla kışı atlatmalarına yönelik bir çalışmamız var.

- İlk ziyaret ne yapılması gerektiğini tespit ziyareti gibi oldu herhalde…

- İlk ziyarette nerede ne yapılacağını tespit ettik, irtibatları sağladık, hangi tür malzemeyi nasıl temin edeceğimize ilişkin bir fizibilite çalışması yaptık. Bu sürede 15 ton kadar cüzi bir gıda yardımı da dağıttık. Ama ilk ziyaretimizde maksadımız evveliyetle ne yapacağımızı tespit ve nokta hedeflere yardımı ulaştırmaktı. Şimdi döndük. Bu arada yedi tır sevk edildi. Başka tırlar da sevk edilecek inşaallah.

- Mahalli yetkililerin ilgisi nasıl?

- İslamabad’da yardım işlerini koordine eden bir müsteşarlık var. Gayret ediyorlar. Pakistan’ın İstanbul’daki konsolosluğunda Murat Bey var. Çok duygulu bir insan, yardımcı oluyor. Balakot’ta bizim bulunduğumuz yerde bir askeri birlik var. Bu alayın başındaki yarbay, eğitimini Türkiye’den almış, Türklere karşı çok muhabbetli bir insan. Zaten Pakistanlıların genelinde bu muhabbet var. Bahsettiğim yarbay bize çok yardımcı oluyor. Oradaki üç tabur bölgesinden ikisini Türklere tahsis etti. Şu an Deniz Feneri ve IBS burada. İmkân bulunursa İHH da buraya tevcih edilecek. Böylece iki deprem bölgesinden biri olan Balakot’u Türkler ihya etmiş olacaklar.

- Yardım faaliyetlerinde herhangi bir koordinasyonsuzluk var mı?

- Koordinasyonsuzluktan daha ziyade bir çaresizlik var. Milyonlarca insan yardım bekliyor, siz ancak binlerle ifade edilen oranlarda yardım ulaştırıyorsunuz. Büyük bir kitle mağdur; kendi şartları ile bir şeyler yapmaya çalışıyor. Pakistan’ın kendi imkânları ile bu işin üstesinden gelmesi zor gözüküyor. Uluslararası kamuoyunun ise ilgisi yok denecek kadar az.

- Siz Açe’de de bulundunuz. Tsunami’ye yönelik ilgi, felakete çok sayıda turistin maruz kalmasından mı kaynaklanıyordu?

- Açe ile mukayese edildiği zaman çok aşikâr bir fark var. Biz daha önce başka kriz bölgelerinde, mesela Kosova ve Makedonya’da bulunduk. Buralarla mukayese edildiğinde dünyanın aşikâr bir alakasızlığı görülüyor. İngiltere, ABD, Türkiye ve Pakistan dışında ortada gözüken pek yok. Aslında ölü sayısı Tsunami felaketinin üçte biri kadar ama yol açtığı tahribat ondan pek de az değil. Açe yabancılara kapalı bir bölgeydi ama Açe dışında Tayland’da, Sri Lanka’da, Hindistan kıyılarında, Kenya sahillerinde tahribat oldu. Buralar yoğun olarak insanların tatil beldesi olarak kullandıkları, aşina olunan, ulaşımın biraz daha kolay olduğu yerler. Belki bundandır ama aradaki fark çok bariz; Pakistan’a, buraya yapılan yardımın yirmide bir oranında bile bir yardım yapılmadı. İnşaallah bundan sonra dünya buraya ilgi gösterir çünkü kış döneminde çok mühim miktarda kardeşimizin açlık ve soğuktan hayatını yitireceği yönünde ciddi endişelerimiz var.

- Türkiye’nin ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Rahmet ve yardımlaşma ayı Ramazan’ın da müspet katkısı oldu herhalde…

- Derneğimiz açlık felaketi ile boğuşan Nijer’e de yardım ediyor. Gerek Nijer, gerek Kosova, gerekse de Tsunami felaketi ile mukayese edildiğinde, Türk insanının ilgisinin en yüksek düzeyde gerçekleştiği felaket Pakistan depremi oldu. Biz felaketzedelere “Biz sizin yardımınızı unutmadık, siz de bize Kurtuluş Savaş’ımızda yardım etmiştiniz. Siz bizim kardeşimizsiniz.” dediğimizde bunu büyük bir âlicenaplık olarak görüyorlar, duygulanıyorlar. Pakistan’ın İstanbul Konsolosu, küçük kızların kollarındaki bilezikleri getirip, “Bunu Pakistan’daki çocuklara verin” dediklerini anlatıyor. Camilerimizde toplanan rakamlar rekor rakamlar. Bunlar tabii Tsunami felaketi ile mukayese edildiğinde halkımızın teveccühünün daha büyük olduğunu gösteriyor. Bu, hem söylediğiniz gibi Ramazan olmasından, hem de halkımızın Pakistan halkına olan özel muhabbetinden kaynaklanıyor. Dileğimiz bu yardımların ulaştığı yerlerde iyi bir şekilde kullanılması.

- Bu tür felaket ortamlarına yardım amaçlı gelenler olduğu gibi “misyon amaçlı” gelenler de oluyor. Pakistan’da böyle bir şey müşahede ettiniz mi? Yoksa “Burası dinine bağlı insanların ülkesi, buradan iş çıkmaz mı” diyorlar?

- Nijer’de aç insanlara alkollü içecekler dağıtıldığını, dini kimliklerini terk etmelerini temin için para verildiğini ve benzeri bir takım faaliyetler yapıldığını işitmiştik. Açe’de, bundan daha yoğun bir Hıristiyanlaştırma propagandası yapıldı. Dünyada çok az konuşulan Açe lehçesinde İnciller bastırıldı, buraya sevk edildi, hatta polis bunları yakaladı, radyolara, televizyonlara konu oldu. Açe dilini konuşan bazı misyonerlerin, sivil toplum kuruluşu görünümü altında Açe’ye yerleşip dindar Müslümanlar gibi yaşamaya başladıklarını da gördük. Kosova’da da bu yoğun olarak böyle. 2 milyon

nüfuslu Kosova’da 2000 sivil toplum teşkilatı var ki bu çok anormal bir rakam, çünkü bunların çoğu misyoner teşkilatı. Pakistan’da şu ana kadar bazı Hıristiyan teşkilatların insani yardım faaliyetinde bulunduklarını gördük ama bunlarla ilgili herhangi bir misyonerlik faaliyetinde bulunulduğunu işitmedik. Sebebi, sizin de söylediğiniz gibi Pakistan halkının dinine bağlı yapısı olabilir.

- IBS’in Açe’de yetimler evi kurduğunu biliyoruz. Burada da yardım faaliyetleri dışında sosyal faaliyetleriniz olacak mı?

- Açe’de bir köy inşa etmiş, üzerinde 86 tane evin bulunduğu “Hüdayi Yolu” adında bir de cadde açmıştık. Benzeri faaliyetleri Pakistan’a da düşünüyoruz. Ama ilk aşamada bizden istenen, biz ve bizim gibi diğer kardeş kuruluşların da planladığı şey aynı: Mart ve nisan ayına kadar çadır, battaniye ve gıda desteği sağlayarak burada meydana gelebilecek kayıpları önlemek ya da asgariye çekmek. Sonrasında ise 50, 100, 500, 1000, artık ne kadar yapabilirsek 50’şer metrekarelik kalıcı konutlar yapmak. Tabii bunlar imkân meselesi. Şu an gelebilecek kaynakları bilemiyoruz.

- Bu planınız istikametinde kamuoyu ve dergimiz okuyucularına ne tür çağrılarınız olabilir?

- Biraz önce de arz ettiğim gibi üç aşamalı bir planımız var. İlk aşamada bu kışı atlatmayı planlıyoruz. İkinci aşamada kaynak bulabilirsek kalıcı konutlar sağlamayı düşünüyoruz. Üçüncü aşamada Kur’an Kursu, cami gibi bir takım müesseselerin inşasına yardımcı olmak istiyoruz. Tabii bunlar imkânlara bağlı. Sağlanması düşünülen malzemeler pahalı malzemeler. Bugün bir battaniye 6,6 YTL. Dört kişilik bir çadır 400 küsur YTL. Sonra Pakistan uzak bir yer; tırlar 14 günde gidiyor. Nakliyenin de bir bedeli var. Ciddi anlamda yardıma ihtiyaç var. Derneğimiz şu ana kadar hamiyetperver kardeşlerimizin de desteğiyle 300.000 dolarlık bir yardım sevk etti. Ama oradaki ihtiyaçla kıyaslandığında bu yardımın bir damla mesabesinde olduğunu görüyoruz. Son olarak şunu söyleyeyim: Herkesten sofralarına oturduklarında oradaki aç insanları düşünmelerini ve ne yapabiliyorlarsa ondan geri kalmamalarını istirham ediyoruz. Oradaki kardeşlerimizin hiç olmazsa şu kışı geçirebilmelerini temin etsek bu bile yeterli olur.

- Çok teşekkür ederiz.

- Ben teşekkür ederim.